Menu Logo
X kapat

Düşmek

Öykü Günlüğü 2021-12-13 12:51:42

Bugün bir kasvet var üzerimde. Üzüntü desem üzüntü değil, acı desem acı değil.
Yas tutmayı zaten öğrenemedim.
Umursamazım aynı zamanda. Savruk bir akşam üstü ellerimi nefesimle ısıtırken, yüzümü soğuğa vermişim de içimde ince bir sızı, gün batımını  izliyormuşum gibi..

Ne güzel saatlerdi bu saatler eskiden.
Karşı kıyıda güneşin sulara kavuşmasını  izlerdim penceremden. Bu manzara bana bir günün bitmekte olduğunu değil de yarın yeni bir günün başlayacağını düşündürürdu.
Yarın yeni bir gün.
Sonra yeni bir gün daha..
Yaşama sevincim bu kadar güçlüydü işte.

Belki bu yüzden şimdi bu kadar kırgınım.
Kırıldı mı kolum, kanadım?
Bilmiyorum. Başıma gelen felaketleri bile başkalarından öğreniyorum. “Baksana, senin de başına neler geldi?” deyip, sustu. Sanki dünya alem biliyordu da daha fazla konuşmaya gerek yoktu.
İşte benim hüznüm tam o gün bu cümleyi işitmemle başladı.
Anladım ki zamanımız dolmuştu..
Mevsimleri birer mucize gibi yaşadığım saatler artık bana yetişemiyor.
Sıklıkla ve aceleyle beni yakalamaya çalışıyor eski zamanlar, ama benim hüznüm hep daha derin ve hem de zamandan hızlı.
Zamandan hızlıyım.. Hüznüm de zamandan engin.
Eski Zamanlar inatla arkamdan koşmaya devam ediyor, elinde bazen yakası kürklü  bir manto bazen fötr bir şapka bazen güneş sarısı bir mayo. Mevsimine uygun giydirmeye çalışıyor beni. Hep bir şefkat hep bir ihtimam..
Beni kandırmaya çalışıyor abartılı bir  ilgiyle.
Bazen okul dönüşlerinde annemin pişirdiği keki ikram ediyor bana. Geniş mermer girişli eski bir apartmanın merdivenlerini çıkıyor benimle koşar adım, bir nefeste hem de.
Bazen elimden tutup, bir film festivalinde akranlarımla buluşturuyor. Hevesleniyorum bir an için. Ama ağız dolusu güldüğümüzü görünce korkuya kapılıyorum. Gülmek korkulu bir eylem artık, o zaman hiçbirimiz bunu bilmiyoruz. Büyüdükçe daha çok güleceğiz sanıyoruz üstelik.
Bu kadar uzaktan bizi uyaramıyorum. Durun diyemiyorum.
Eksilmek aklımıza bile gelmiyor. Elele  tutuşarak suda büyüyen halkalar gibiyiz henüz. Büyümek, gelişmek, uzamak sonsuz birer edim gibi. Bu edimlerin sürekliliği yeter sanıyoruz kendimizi gerçekleştirmeye. Oysa buradan gözlemleyince öyle açık seçik ki her şey. Daha o zamandan bitmiş payımıza düşen, bize ayrılan bölümün sonuna gelmişiz çoktan.
Sinemadan çıkıp, midye tava yiyoruz. Dostlar Tiyatrosu’na giriyoruz. İçimizden ikisi “Oyun”u sonuna kadar devam ettirmeyi reddediyor. O zaman bu kadarını bile bilmiyoruz.
“En güzel yerinde kalkıp gidilir mi?”
Gülüyorlar, en güzel yeri çoktan geçti, diyorlar.
Zaman bilenmiş onlara, o yüzden onlardan bahis açmıyor. Çokça yarı yolda bırakır zaman bizi ama icimizden birileri onu  terk etmeye cüret ederse, öfkeden kuduran bir tanrıya dönüşür.

Eski zamanlar hala peşimde…  Pörsümüş bir hevesi yeni bir elbise gibi giydirmeye çalışıyor üstüme..
Neden bu ısrar anlamadım.

Oysa en iyi onun bilmesi gerekmiyor mu bundan sonra olacakları.
Niyetini çözmek için gözlerinin içine bakıyorum zamanın.
O da kırgın. Zamanlar da usanmış yaşananlardan. O yüzden, o yüzden düşüyorlar peşimize. Medet umuyorlar bizden…
Belki diyorlar, belki insanlar bize yardım edebilir..
Eskisi, yenisi hepsi güçten düşmüş artık.
Dehşete kapılıyorum bunu fark edince..
Ama dehşeti de susturmayı başarıyorum sessizce. Hiçbir aşırılığa yer yok artık ömrümüzde.

Bir gıdım iç huzuru, sonra kontrol kaybı
Düşüyoruz tek tek
Göze göz, cana can mı?
Ne ki öldükçe ölüyoruz hızla
Cinayet, Fedakarlık, Cezalandırma
Nasıl istersen öyle adlandır sen..
Yaşadığımız hep aynı..
Düşüyoruz tek tek…
Kimimiz merhametle, kimimiz içimizde kızgın demirle…
Yaşadığımız hep aynı…
Hepimize eşit dağıtılmış acı ve mutluluk
Farkına varıyoruz, düşerken tek tek..

Zaman ağlıyor arkamızdan…
Bizden sonra sıra artık ona
geleceği için belki, belki biraz sevdiği için..

Nazire Kalkan Gürsel